Malta Adası Tarihi

Malta Adası Tarihine Genel Bir Bakış

Malta Adasının tarihi MÖ 5900’e kadar dayanmaktadır. Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Malta Adası’ndaki ilk yaşam izleri Yeni Taş Çağı dönemine kadar uzanmaktadır. Bu dönemde henüz yeni oluşumunu tamamlamış bir kara parçası olarak iklimsel açıdan yoğun değişimler yaşamıştır. Zamanla farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan Ada Antik Çağ dönemlerinde sırasıyla Fenikeliler, Kartacalılar, Romalılar ve Berberilerin hakimiyetine girmiştir.

Orta Çağın başlamasıyla birlikte ilk önce Berberilerin ardından da Arapların işgaline uğrayan Malta Adası, Bizanslıların tüm çabalarına rağmen MS 870 yılında Arap hakimiyetine girmiştir. Arapların hüküm sürdüğü dönem boyunca tarım alanında oldukça olumlu gelişmeler yaşanan Malta Adasında pamuk ve narenciye üretimiyle birlikte refah seviyesi artmıştır.

1090 yılında Arap egemenliğinin yıkılmasının ardından Normanların egemenliği altına giren Malta Adası Norman egemenliğinin ardından ard arda Avrupa devletlerinin egemenliği altına girmiştir. Normanların ardından adaya ilk önce Almanlar sonra Fransızlar daha sonra ise İspanyollar gelmiştir fakat bu üç devletin hükmü oldukça kısa sürmüştür.

Malta Adası tarihinde önemli yeri olan Şövalyeler Dönemi, Şövalyelerin adaya gelmesi ile başlamıştır. St. John’un emrindeki şövalyelerin görevleri başlarda hacca giden Hristiyanlara refakat ederek yolculuk boyunca onları korumak ve savunma yapmaktı ama zamanla şövalyeler, Hristiyan olmayanlara karşı saldırı yapmaya başlamışlardır. Uzunca bir dönem saldırı politikasını sürdüren şövalyeler Hristiyanlık dininin askerleri olarak anılmaya başlamışlardı. Kutsal toprakların ve çevre arazilerinin ele geçirilmesinin ardından çok daha güçlü hale gelen şövalyeler, 1291’de Rodos adasını ele geçirerek Müslümanlarla savaşmaya başladılar. 1522 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın donanmasıyla Rodos adasını geri almasının ardından yurtsuz kalan şövalyeler 1530 Roma İmparatoru V. Karl’ın izni ile 1530 yılında Malta adasına geldi. Adaya yerleşen şövalyeler Malta’nın kültürel ve sosyal gelişimine oldukça büyük katkılar sağlamışlardır. 1565 yılında Kanuni Sultan Süleyman’ın emrindeki Osmanlı donanması Malta Adasına büyük bir kuşatma başlatmıştır. 4 ay süren kuşatmanın ardından Sicilyalıların desteği ile Osmanlı Donanması mağlup edilmiş ve adada yeni bir dönem başlamıştır.

1798 yılında Malta tekrar Fransız egemenliği altına girmiştir. Ama bu dönem çok kısa sürmüştür. 1800 yılında Maltalıların bağımsızlığını kazanması için yardım etmeye gelen İngilizler adanın egemenliğini ele almışlardır. Malta’da hüküm süren İngilizlerin Hakimiyeti 1964 yılına kadar sürmüştür. 1964 yılında Bağımsızlığını ilan eden Malta’da ilk olarak milliyetçi parti iktidara gelmiştir, ardından 14 yıl boyunca işçi parti tarafından yönetilmiştir. İşçi partisi döneminde Libya, Çin ve Sovyetler Birliği ile yakınlaşan Malta hükümeti Avrupa ülkeleri ve Afrika ülkeleri arasında bir köprü vaziyeti görmüştür. Malta, günümüzde milliyetçi parti tarafından yönetilen bir Avrupa Birliği üye ülkesidir.

Maltalılar Kimlerdir?

Maltalılar tarih boyunca Malta takım adalarında yaşamış kavmin bugünkü adıdır. Arkeolojik kazılar sonrasında ortaya konulan kanıtlarda Malta adasındaki ilk yerleşim izlerinin Yeni Taş Çağına kadar dayandığı bilinmektedir. Bölgeye yerleşen ilk insanların Sicilya ve İtalya’dan gelip bu bölgeye yerleşen avcı veya çiftçi toplulukları olduğu düşünülmektedir. Daha sonraları Antik Çağ, Orta Çağ ve günümüzde başka medeniyetlerin adayı hakimiyeti altına almasıyla adanın genetik yapısı değişime uğramıştır.

Malta sözcüğünün kökeninin kesin olmamakla birlikte Yunancada bal tatlısı anlamına gelen Melitē sözcüğünden türediği iddia edilmektedir.

Jeoloji ve Tarih Öncesi Çağlarda Malta

Malta Adasında yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda kayaların üzerinde saptanan deniz canlılarının fosilleri Tarih öncesi çağlarda Malta Adası’nın bir zamanlar sular altında kalmış bir toprak parçası olduğunu ortaya koymuştur. Zamanla Malta Adası üzerindeki suların çekilmesi ve tektonik hareketlerle adanın yükselmesi sonucu ada Afrika ve Avrupa arasında uzanan göllerle çevrili bir sırt haline gelmiştir. Malta Adasındaki mağaralarda yapılan araştırmalarda bulunan Afrika ve Avrupa’da yaşayan hayvanların fosilleri bu teoriyi kanıtlar niteliktedir.

Malta Adasının coğrafyası incelendiğinde ada jeolojik olarak alçak tepeli kuru bir toprak parçasıdır. Adada hiç dağ ve akarsu yatağı bulunmamaktadır. 137 kilometrelik bir kıyı şeridine sahip olan Malta adasında birçok kumsal, koy ve liman mevcuttur.

Neolitik ve Tapınak Döneminde Malta

Malta Neolitik Çağdan Antik Çağa kadar 3 kere dış göç almış ve üç farklı kavime ev sahipliği yapmış bir adadır. Özellikle Sicilya ve Afrika’dan büyük göçler alan Malta Adasında bölgenin iklimi nedeniyle üç büyük kırım gerçekleşmiştir.

Malta Adasına Birinci İnsan Göçü ve Sonuçları

Neolitik Çağda Malta Adasına ilk yerleşimcilerin Sicilya’dan geldiği düşünülmektedir. Malta’daki mağaralarda keşfedilen çömlek kalıntılarının İtalya’da bulunan çömlek kalıntıları ile benzerlik göstermesi durumu kanıtlar niteliktedir. Yapılan DNA araştırmaları sonucunda sadece Sicilya değil Afrika’dan gelen insanların da bu bölgeye yerleştiği saptanmıştır.

Neolitik Dönemde bölgede uygulanan tarım yöntemleri sebebiyle Malta Adasının toprağı kurumuş, çölleşme meydana gelmiştir ve bu durum Malta Adasını yaşanmaz hale getirmiştir. Bu dönemde adanın ilk sakinleri iklim değişikliği ve çölleşme nedeniyle yok olmuştur.

Malta Adasına İkinci İnsan Göçü ve Tapınak Dönemi

Çölleşmenin ardından yaklaşık 1000 yıl sonra Sicilya’dan bir grup insan adaya gelmiştir. Adada inşa ettikleri tapınaklar yüzünden MÖ 3600 yılından MÖ 2300 yılına kadar geçen süre Tapınaklar Dönemi olarak adlandırılmıştır. Bu dönemde adanın yüksek bölgelerine yapılan tapınaklar dünya tarihinin en eski tapınakları olarak anılmaktadır. Tapınakların İçlerinde bulunan göbekli obez insan figürleri cinsiyet belirtmemesine rağmen araştırmacılar tarafından hamile kadınlar olarak yorumlanmış ve bu figürlerin doğurganlık ve bereket tanrısı olduğu düşünülmüştür. Araştırmacıların çalışmaları sonucunda Malta adasının eski sakinlerinin uzun yıllar bir bereket tanrıçasına taptığı iddia edilmiştir. MÖ 2300 yıllarında tapınaklar inşa eden kavim bilinmeyen sebeplerle ortadan kaybolmuştur. Bölgede araştırma yapan bilim insanları yok oluşun; çölleşme ve iklim değişikliği yüzünden olduğunu iddia etmişlerdir.

Bronz Çağında Malta

Bronz Çağı Döneminde adaya 3. göç dalgası gerçekleşmiş ve Sicilya adasından bir grup insan Malta adasına göç etmiştir. Yeni kavmin bir önceki kavimden çok daha farklı bir kültür yapısına sahip olduğu bilim insanları tarafından saptanmıştır.

Malta Adası’nda Bronz Çağı döneminden kalma birçok yerleşim yeri bulunmaktadır. Bronz çağından kalma, Dolmen adı verilen sunak benzeri yapılar ve üzerinde araba izleri olan Clapham Kavşağı, önemli tarihi eslerlenderdir. Antik Çağa kadar olan dönemde adanın ev sahipliği yaptığı 3. kavim, bilinmeyen nedenler sonucu ortadan kaybolmuştur.

Antik Çağda Malta

Antik Çağda Malta MÖ 8. yüzyıl ve MS 8. yüzyıl arasında birçok farklı medeniyetin hakimiyeti altına girerek dünya tarihindeki yerini almıştır. Antik çağda adada artan ticaret sebebiyle dış ilişkiler gelişmiştir.

Malta’da Fenikeliler ve Kartaca

Malta adasının tarihte tanınır hale gelmesi 8. yüzyılda Fenikelilerin adaya gelişi ile olmuştur. Fenikelilerin adaya yerleşmesiyle ticaret gelişmiş ve Malta Adası’nın komşu ülkeler ile olan ilişkilerinde önemli gelişmeler meydana gelmiştir.

MÖ 5. yüzyılda Fenikelilerin gücünü iyice kaybetmesinin ardından MÖ 480 yıllarında adada Kartacalıların hükmü başlamıştır. Kartacalıların adadaki hükmü yaklaşık 200 yıl sürmüştür. Bu süre içinde Fenikeliler döneminde olduğu gibi ada bir ticaret üssü gibi kullanılmıştır. Adada yapılan incelemeler sonucunda mimari yapılarda saptanan Helenistik izler ve bazı kitabelerde karşımıza çıkan Yunanca metinler adanın bir dönem Yunan kolonisi olduğu yönünde yorumlansa da bölgede Yunan egemenliğine dair bir ize rastlanmamıştır.

Roma Egemenliğinde Malta

Kartacalıların ardından MÖ 218 yılında bölgeye gelen Romalılar adayı işgal ederek yönetimi ele geçirmiştir. Roma döneminde Malta Adaları Sicilya’nın bir eyaletidir. Roma hakimiyeti altında bölgede Roma ağırlık birimleri ile paralar basılmış ve ticarette bu paralar kullanılmıştır. MS 1. yüzyılda, Malta adasında Roma’dan bağımsız bir senato ve halk meclisi kurulmuştur. Roma döneminin en önemli olaylarından biri MS 60 yılında gerçekleşen bir gemi kazası sonucunda halkın büyük bir kesiminin Hristiyanlık dinine geçmesidir.

Malta Adası Roma egemenliği altında gelişip zenginleşmiştir. Roma döneminde adanın resmi dili Latinceydi. Roma İmparatorluğunun hakimiyeti MS 6. yüzyılda son bulmuştur.

Bizans Egemenliğinde Malta

Roma İmparatorluğunun ardından Malta, Bizans İmparatorluğunun egemenliği altına girmiştir. Bizans İmparatorluğunun bölgedeki hükmü yaklaşık 375 yıl boyunca sürmüş ardından adayı Afrika’dan gelen Berberilerin işgal etmesiyle Bizans hükmü sona ermiştir.

Orta Çağda Malta

Orta Çağda Arap, Berberi, Fransız ve İngiliz hakimiyetleri altına giren Malta Adasında farklı kültürlerin bıraktığı izler doğrultusunda yeni bir kültür doğmuştur. Orta Çağ boyunca ada önemli işgal ve kuşatmalara şahitlik etmiştir.

Arap Döneminde Malta

Orta Çağ Döneminde Malta’da Afrika kıtasından gelen Araplar ve Berberilerin adayı işgal etmesinin ardından şehirler yıkılarak önemli mekanlar yağmalanmıştır. Kiliselerden sökülen mermer levhalar Sousse’da kale yapımında kullanılmıştır. Arap hakimiyetine girdikten sonra bölgede pamuk, narenciye gibi ürünlerin üretiminde artış meydana gelmiştir. Bölgede Orta Çağ döneminin teknolojileri doğrultusunda tarım teknolojilerinde gelişme sağlanmıştır. Günümüzde hala Orta Çağ döneminden kalma Noria adı verilen su çarkları varlığını devam ettirmektedir.

1053 ve 1054 yıllarında Bizanslılar Malta Adasını geri almak için adadaki Mdina (Medine) şehrini kuşatmıştır ama kuşatma başarısız olmuştur.

Adada Arap hakimiyetinin kısa sürmesine karşın Araplar adada derin izler bırakmıştır. Arapların bıraktığı izlerin başında Malta’nın resmi dili olan Maltaca gelmektedir. Maltaca Arapça kökenli bir Sami dilidir. Arap döneminde yoğun bir şekilde kullanılan Arapçanın ada üzerindeki etkileri günümüzde şehir isimleri üzerinde güçlü bir şekilde hissedilmektedir. (Mdina, Rabat, Mqabba, Zejtun)

Bölgede Arap egemenliği 1090 yılında Norman işgali ile sona ermiş ve Malta Adasında yeni bir dönem başlamıştır.

Sicilya Norman Krallığı Egemenliğinde Malta

Norman lider Sicilya Kontu I. Roger tarafından 1091 yılında işgal edilen Malta Adası işgalle birlikte Hristiyanlık dinine geri dönmüş ve adadaki Müslüman egemenliği son bulmuştur. 1127 yılında I. Roger’ın oğlu II. Roger’ın tahta geçmesiyle Norman hakimiyeti Malta Adasının her noktasına yayılmıştır. Malta Adası, Normalar döneminde yaklaşık 440 yıl Sicilya Krallığı’na bağlı kalmıştır.

Norman hakimiyeti altında Malta Adasının bazı bölgeleri baronlara satılmıştır. Norman döneminde Malta adası sırasıyla Svabya, Anjou, Aragon tacı, Kastilya ve İspanya tacı hükümdarlarının egemenliği altında yönetilmiş ve Malta Adasının soyluları tarafından kurulan Università adlı bir kurum Malta Adasının yönetimini ele geçirmiştir.

Norman egemenliği döneminde 13. yüzyıla kadar Müslümanların dinlerini özgürce yaşamlarına imkan tanınmıştır ancak 1122 yılında Müslümanlar tarafından Malta Adasında gerçekleştirilen bir ayaklanma sonucu II. Roger Malta Adasını tekrar ele geçirerek hakimiyet kurmuştur.

1194- 1530 yılları boyunca Malta Adası Sicilya Krallığı hakimiyeti altında bir Latinleşme dönemine girmiştir. Latinleşme döneminde Malta Adası Roma Katolikliğini benimseyerek Katolikliğin önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Adadaki Müslümanlar varlıklarını 1224 yılına kadar sürdürmüşlerdir.

Norman Fethinden sonra Malta Adasının nüfusu İtalya ve Sicilya’dan gelen göçlerle artmaya devam etmiştir. 1223’de İtalya’nın Celano kasabasındaki tüm erkek nüfusun Malta Adasına sürgün edilmesi gibi olaylar nüfus artışında etkili olmuştur.

Malta adası 1266’dan 1283 yılları arasında Malta Adasının yönetimi Fransa kralının kardeşi Prens Anjou Charles’a devredilmiştir. Charles’ın yönetim döneminin sonuna kadar Malta Adasının Afrika kıtasıyla olan ilişkileri sürmeye devam etmiştir.

1429’da Hafsid Saracens tarafından bir işgal girişiminde bulunularak Malta Adasının kırsal kesimleri yağmalanmıştır. 15. yüzyılın sonlarına doğru şövalyelerin gelişiyle Norman egemenliği yavaş yavaş sona ermeye başlamıştır.

Hospitalier Egemenliğinde Malta

16. yüzyılın başlarında Rodos’un Osmanlılar tarafından geri alınmasının ardından vatansız kalan St. John ve şövalyeleri Roma İmparatoru V. Charles’ın izni ile Malta Adasına yerleştirilmiştir. Şövalyelerin Malta Adasına gelişi adanın ticaretine de hareket getirerek olumlu etkilerde bulunmuştur. Etkin oldukları süre boyunca adada birçok kilise, okul, hastane gibi yerler inşa ederek Malta Adasının gelişmesine katkı sağlamışlardır. Malta Şövalyeleri olarak anılan St. John’un şövalyeleri 275 yıl boyunca adada etkin güç olarak rol oynamıştır.

İlk Yıllar

Malta Şövalyelerinin ilk başlarda amaçları sadece hacca giden Hristiyan hacıları koruyarak yolculuk boyunca onların emniyetini sağlamak ve savunma yapmaktı. Zamanla bölgede etkin güç haline gelen şövalyeler bir süre sonra savunma yapmayı bırakarak Hristiyan olmayan kesimlere doğru saldırıya geçmiştir. O dönemde Akdeniz’deki etkin güçlerden olan Osmanlı Devleti Malta Adasını Avrupaya açılan bir kapı olarak görüp Malta Adasına büyük bir kuşatma başlatmıştır.

Büyük Kuşatma

Malta Kuşatması harp tarihi 18 Mayıs 1565’dir. Kanuni Sultan Süleyman önderliğindeki Osmanlı donanması 1565’de Malta’ya büyük bir kuşatma düzenlemiştir. Kuşatmada Osmanlılar ilk önce St. Elmo kalesine sonra Malta Adasının önemli şehirlerinden olan Birgu ve Senglea’ya saldırmıştır ancak saldırılar başarılı olamamış ve 3 ay süren kuşatmanın ardından 8 Eylül’de kış aylarının yaklaşmasıyla Osmanlı geri çekilmiştir. Sicilyalıların Maltalılara desteğe gelmesiyle Osmanlı Devleti’nin geri çekilmesinde önemli rol oynamaktadır.

Kuşatmadan Sonra

Kuşatmanın sona ermesinin ardından Maltalılar Osmanlıların saldırı üssü olarak kullandığı bölgelere kaleler inşa ederek bir savunma hattı oluşturmuştur fakat Osmanlı devleti bir daha hiç saldırı gerçekleştirmediği için bu savunma hattının dayanıklılığı test edilememiştir.

Kuşatmadan sonra Şövalyeler, gidecekleri başka toprakları olmadığı için Malta adasına ekonomik, sanatsal olarak ve mimari olarak büyük yatırımlar yapmıştır. Şövalyelerin egemenlikleri 18. yüzyılda sona ermiştir. 1775 yılında rahiplerin gerçekleştirdiği bir isyan sonucunda birçok lider katledilmişi ve diğerleri sürgüne gönderilmiştir.

Fransız İşgali’nde Malta

1798 yılında Napolyon Bonapart döneminde Mısır’a sefere giden Fransız lider Malta Adasında bir liman kiralamak istemiştir amcak Malta yönetimi Bonapart’a liman kiralamayı reddedince Napolyon Bonapart adayı işgal etmiş ve 11 Haziran günü Malta Adasının yönetimi Fransa’ya geçmiştir.

Bonapart, Malta Adasında kaldığı dönem boyunca ada yönetiminde birçok değişiklik yapmıştır. Kölelere özgürlük, yeni okulların kurulması gibi farklı icraatlarda bulunarak adanın siyasi yapısına bir düzen getirmiştir.

Fransız liderin bu yenilikleri başlarda iyimser ve güzel görünse de zamanla Malta adasının yerlileri Fransızlara olan güvenlerini kaybederek isyan etmişlerdir. İsyanda başarılı olabilmek için İngilizlerden yardım isteyen Maltalılar 1800 yılında zafer kazanmıştır ve bu tarihten sonra Malta Adasının hakimiyeti İngilizlere geçmiştir.

Britanya İmparatorluğu’nda Malta (1800–1964)

Britanya İmparatorluğu 1800’lü yıllardan 1964 yılına kadar Malta Adasında hüküm sürmüştür. Süreç boyunca İngilizlerin Doğu’ya açılan kapısı konumunda olan Malta Adası, uzun yıllar Avrupa için önemini korumuştur.

19. ve 20. Yüzyılın Başlarında İngiliz Maltası

19. ve 20. yüzyıl arasında geçen dönemde İngilizlerin Fransızlar ile imzaladığı Amiens Anlaşmasına uymaması Fransa ve İngiltere arasında yeni bir savaş başlatmıştır.

1813 yılında Bathurst Anayasası ile Malta Adasına kendi yönetim hakları verilmiş fakat 1814 yılında Paris Antlaşmasıyla Malta Adasının yönetimi yeniden İngilizlere geçmiştir. Roma Katolikliği’nin kalesi haline gelen Malta Adasında 1839 yılında İngiliz St. Paul Anglikan Katedralinin inşaatına başlandı.

1869 yılında Süveyş Kanalının açılması Malta Adasının stratejik önemini arttırarak İngilizlerin gözde liman ve askeri üssü haline gelmesine sebep olmuştur.

İki Savaş Arası Dönemde Malta

Malta Adasında iki savaş arası dönem siyasi krizlerin yaşandığı bir dönemdir. Gittikçe fakirleşen halk İngiliz yönetimine karşı isyan etmeye başlamıştır. 1920’de Malta’ya ilk olarak İngiliz yönetimi altında bağımsızlık hakkı tanınmıştır. 1927 yılına kadar Malta Adasında siyasi istikrar sağlanmaya çalışılmıştır. 1930’lu yıllarda Katolik kilisesi ve İngiliz siyasetçiler arasında yaşanan problemler nedeni ile Malta Adası tekrardan İngiliz yönetimi altına girmiştir. Dönemin bir diğer önemli olayı ise Malta Adasının resmi dilinin yeniden Maltaca olarak ilan edilmesi olmuştur.

İkinci Dünya Savaşı Sırasında Malta

1940 yılında bir İngiliz Kolonisi olan Malta Adası Alman ve İtalyan Hava kuvvetleri tarafından bombalanmıştı ancak oldukça iyi korunan Malta Adası savaşta yenik düşmemiştir. Savaşın ardından Kral VI. George Malta Adasını ziyaret ederek Ada halkına ve kale muhafızlarına gösterdikleri yüksek cesaretten ötürü En Yüksek Sivil Cesaret Ödülü’nü vermiştir.

1943 yılında Malta Adasından Sicilya Adasına işgal başlatılmıştır. İşgalin ardından İtalyan Donanmasının bir kısmı İngiliz birliklerine teslim olmuştur ve 1947’de Malta’nın öz yönetimi yeniden kurulmuştur. 1947 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.

Egemenlikten Bağımsızlığa Malta

Malta Adasında 1947’den 1964 yılına kadar olan süre zarfında Malta Adası halkının İngiliz yönetimini istememesinin bir sonucu olarak siyasal çalkantıların yoğun olduğu bir dönem olarak tarihe geçmiştir. Malta Adasının İngiliz valisi İngilizler ve özellikle emekli İngilizleri adaya gelmeleri konusunda bir teşvik politikası izlemiştir ve bu politikanın bir sonucu olarak 1967’den sonra Malta Adasına büyük bir İngiliz akını olmuştur.

Bağımsız Malta

Malta kuruluş tarihi 13 Aralık 1974’tür. 13 aralık 1974’ten sonra Malta Adası İngiliz koloniliğinden tamamen çıkarak bağımsız bir Avrupa devleti haline gelmiştir. Cumhuriyetin ilanına kadar oldukça büyük mücadeleler veren Malta Adası halkı 1974 yılından sonra hem siyasi hem de kültürel olarak bağımsızlıklarını kazanmışlardır.

Malta’da Milliyetçi Hükümetler (1964–1971)

Malta Adasında bağımsızlığın ilan edilmesinin ardından ilk olarak Milliyetçi Parti iktidara gelmiştir lakin Milliyetçi Partinin hüküm süresi 1971 yılına kadar sürmüştür. Malta Adası önce Birleşmiş Milletlere ardından Avrupa Konseyi ve Avrupa Ekonomik Formuna katılmıştır. İtalya ile olan ilişkilerde iyileşme ve gelişme yaşanmıştır.

Malta’da İşçi Hükümetleri (1971–1987)

1971 yılından sonra Milliyetçi Parti Malta Adasındaki hükmünü kaybetmiş ve yerine İşçi Partisi gelmiştir. İşçi Partisinin iktidara gelmesinin ardından İngiltere ile olan askeri ve mali anlaşmalar revize edilmiştir. Yine bu dönemde Malta Adasında istihdam politikalarının geliştirilmesi, cinsiyet eşitliği çalışmaları, medeni evlilik yasalaşması, eşcinsellik, zina gibi durumların suç olmaktan çıkarılması ve idam yasasının kaldırılması gibi çalışmalar yapılmıştır. Bu dönemde Sovyetler Birliği, Libya, Çin gibi ülkelerle iyi ilişkiler kurulmuş ve antlaşmalar imzalanmıştır.

İngiliz Varlığının Sona Ermesi ve Libya ve İtalya ile Sallantılı İlişkiler

Malta Adası bağımsızlığını kazandıktan sonra adadan çekilmeye başlayan İngiliz kuvvetleri 1 Nisan 1979’da adadan tamamen çekilmiştir. Çekilmenin ardından 31 Mart günü Malta Adasında özgürlük günü olarak kutlanmaya başlamıştır. Her yıl 31 Mart gününde adada çeşitli etkinlik ve anma törenleri ile Malta Adası halkı özgürlüklerini kutlamaktadır.

Malta, İngiltere’den ayrılığın ardından Mintoff hükümeti Libya ve Güney Kore ile kültürel, diplomatik ve askeri ilişkiler kurmuştur. Bu dönemde İngilizlerin Malta Adasından çekilmesiyle oluşan ekonomik çalkantının üzerinden gelmek için Malta hükümeti Libya’dan borç almıştır. Bu durum Avrupa ülkeleri tarafından hoş karşılanmamış ve Maltanın NATO dahil İngiltere ve Avrupa’ya sırtını döndüğü şeklinde yorumlanmıştır.

Bu süreçte Malta hükümeti Afrika ile yakın ilişkiler kurarak Müslümanları yeniden kan kardeşleri ilan etmiştir, Kaddafi liderliğindeki Libya Devleti ile kurulan sıkı ilişkilerin bir sonucu olarak Malta Adasında kısa bir süreliğine Arapça dili okullarda öğretilmeye başlamıştır. Aynı zamanda Malta Adasında Mariam Al- Batool adında yeniden bir cami inşa edilmiş ve caminin açılışını bizzat Muammer Kaddafi yapmıştır.

1980’lerde Akdeniz’de Malta Devleti adına sondaj faaliyetleri yürüten bir İtalyan şirketinin Libya kuvvetleri tarafından tehdit edilmesi bir krize yol açmış ve bu durum Malta ve Libya arasındaki ilişkileri kızıştırmıştır. Siyasi ilişkilerin bozulmasının ardından 1980 yılında Libyalı diplomatlar ülkeden kovulmuş ve 1980’de yapılan bir anlaşma ile Malta Adası ve Libya arasında uzlaşı sağlanarak ilişkiler düzeltilmiştir.

1980’lerde Anayasal Krizi

1981 yılında Malta Adasında yapılan yerel seçimlerde Milliyetçi Parti, İşçi Partisinden daha çok oy almasına rağmen anayasa kurallarına göre İşçi Partisi yeniden iktidar olmuştur. İşçi partisinin yeniden iktidara gelmesi Adada bir siyasi krize yol açmıştır. Milliyetçi Parti mecliste yer almayı reddederek İktidar partisine karşı kampanyalar yürütmeye başlamıştır. Tartışmalarla geçen 5 yılın ardından Milliyetçi Parti iktidara gelerek İşçi Partisinin 14 yıllık hükmüne son vermiş ve anayasada iyileştirme çalışmaları yapmıştır.

Malta’nın Avrupa Birliği’ne Katılım Süreci (1987–2004)

Milliyetçi Partinin iktidara gelmesi ile Malta Devleti’nin yeniden Avrupa ve ABD ile sıkı ilişkiler kurmasına sebep olmuştur. Malta’nın Avrupa birliğine girmesini savunan İktidar partisi Avrupa Birliği için ilk başvuruyu 16 Temmuz 1990 yılında yapmıştır. Malta Devletinin Avrupa Birliğine üye olmasına karşı çıkan İşçi Partisi bu dönemde ülkede bölücü kuvvet olarak rol oynamıştır.

1992 yılında Milliyetçi Partiiktidar olmasıyla bu dönemde de Avrupa Birliği ile olan ilişkiler sürdürülmüştür. 1996 seçimlerinde İşçi Partisinin tekrar iktidara gelmesi ile Avrupa Birliği’ne yapılan başvuru dondurulmuştur. İşçi Partisinin yeni iktidarlık dönemi, cumhurbaşkanı ve başbakan arasında meydana gelen bölünmeler sebebi ülke erken seçime gitmiş ve Milliyetçi Parti yeniden iktidara gelmiştir.

İktidarın yeniden Milliyetçi Partiye geçmesinin ardından Malta Devleti Aralık 1999’da Helsinki’deki Avrupa Konseyine aday ülke statüsü ile resmen kabul edilmiştir. 2000 yılında Avrupa Birliği katılım şartları sebebiyle ülkedeki askeri kanunda yer alan idam cezası kaldırılmıştır.

2002 yılında sonuçlanan Avrupa Birliği üyelik müzakereleri doğrultusunda 2003 yılında ülkede yapılan referandumda sadıklardan %53,65 evet oyu çıkmıştır ve 1 Mayıs 2004’de Malta Avrupa Birliği üyesi olmuştur.

Avrupa Birliği’nde Malta (2004–günümüz)

Malta Adasının Avrupa birliğine tam üyeliğinin ardından ülkenin dış politikasında önemli gelişmeler yaşanmıştır.

Malta, Avrupa Birliği üyeliğinin ardından Malta 1971 yılından beri üyesi olduğu Bağlantısızlar Hareketinden ayrılmıştır. 1 Ocak 2008’de Malta Adası Avro bölgesine katılmıştır.

Malta’daki Tarihi Yapılar Nelerdir?

Malta Adasındaki tarihi yapılar ve gezilecek yerler aşağıda listelenmiştir:

  • Hypogeum
  • Tarxien Tapınakları
  • Marsaxlokk
  • Blue Grotto
  • Aziz John Katedrali
  • Büyük Üstadlar Sarayı
  • Valletta
  • Mdina
  • Vittoriosa Isla Bormla
  • Gozo Adası
  • Dingli Kayalıkları
  • Comino Adası
  • Mosta Dome Kilisesi
  • Hagar Qim ve Mnajdra

Malta Osmanlı tarihi, Roma tarihi, Arap tarihi gibi birçok farklı milletin geçmişinde yer etmiş bir ada ülkesidir. Tarih boyunca birçok farklı medeniyete ev sahipliği yapmış olan Malta’nın farklı kültürlerin harmanlanmasından doğmuş özgün bir yapısı vardır. Malta tarihi yerleri de farklı kültürlerin bir yansıması olarak Malta Adası’nda gezilecek yerler arasında yer almaktadır.

Paylaş: