İzlanda Mimarisi

İzlanda Mimarisi Nasıldır, İzlanda'nın Ünlü Mimari Eserleri Nelerdir?

İzlanda mimarisi, en temelde İskandinav ülkelerinde görülen mimariden etkilenmiştir. İzlanda’da yerli ağaç olmaması nedeniyle, daha çok çim kaplı taş yapılar inşa edilmiş ve sonradan ahşabın yapı malzemesi olarak kullanılmasıyla birlikte, İsviçre dağ evi tarzı mimari İzlanda’da hakim olmuştur. Başkent Reykjavik’te İsviçre dağ evi tarzı yapılar yoğun olarak görülmektedir ve adada beton kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte, bina stilleri değişmeye başlamıştır.

Modern İzlanda mimarisi, ağırlıklı olarak alçak kule bloklar ile alçak ve çatısı eğimli binalardan oluşmaktadır. İzlanda’daki küçük binalar, genellikle ahşap çerçeveli olarak inşa edilmekte ve canlı renklerle boyanmaktadır. Hallgrimur Kilisesi, Hodfi Evi, Perlan Gözlemevi, Mavi Göl Kliniği, Yeni Opera, Norveg Kültür Merkezi, Stykkisholmur Kilisesi ve Smaratorg binası İzlanda’nın önemli mimari eserleri arasındadır.

İzlanda Yeşil Mimari Nedir?

İzlanda’da yaygın olarak görülen yeşil mimari; yeni bina tasarımında sürdürülebilir enerji kaynaklarını önceleyen ve enerji kullanımını azaltmak için verimli tasarımlar üreten, mevcut binaları ise çevreyi göz önünde bulundurarak yeni teknolojilerle güncelleyen bir mimari felsefedir.

İzlanda Mimarisinde Çim Evlerin Rolü Nedir?

İzlanda mimarisinde çim evler, Norveç’in batı kıyısından gelen, İzlanda’nın ilk yerlileri tarafından inşa edilmeye başlanmıştır. İzlanda mimarisinde çim evlerin tarihi, Viking kule evlerine dayanmakla birlikte, yapımı adanın soğuk ikliminden korunmak istenmesi ve malzeme yokluğundan kaynaklanmaktadır. İzlanda çim evlerinde, dış cepheler çim duvarlarla, iç kısımlar ise ahşap malzeme ile kaplanarak ısı yalıtımı sağlanmaktadır.

İzlanda Mimarisinde Kiliseler Nasıldır?

İzlanda’da, milattan sonra 1000 yılından itibaren, Hristiyanlık inancının yaygınlaşmasıyla birlikte çok sayıda kilise inşa edilmiştir. İzlanda mimarisinde, ilk kiliselerin çim evler gibi inşa edildiği düşünülmektedir ve 18. yüzyıldan sonra taş kilise yapımına başlanmıştır.

Adada Hristiyanlığın yayılmaya başlamasıyla birlikte inşa edilen İzlanda dini yapılarından olan Hallgrimur Kilisesi ve Stykkisholmur Kilisesi, ülkenin dikkat çeken modern mimari eserleri arasındadır.

İzlanda Mimarisinde Taş Evlerin Yeri Nedir?

İzlanda’da 18. yüzyılda çok sayıda taş yapı inşa edilmiştir ve yapılan ilk taş binalar Danimarka makamları için inşa edilmesi sebebiyle, Danimarka yapıları ile benzerlik göstermektedir. Holar kasabasında bulunan Hólakirkja Kilisesi, İzlanda’da inşa edilmiş en büyük taş kilise olarak dikkat çekmektedir.

Soğuk havanın ve sert rüzgarların hakim olduğu İzlanda iklimi, ısı yalıtımı amacıyla mimaride taş kullanımının yaygınlaşmasına neden olmuştur.

İzlanda’da Kentleşmenin Mimariye Etkisi Nedir?

İzlanda’da kentleşme, 18. yüzyılda Danimarkalı tüccarların kendilerine kalıcı yerleşim yerleri kurmalarıyla başlamıştır. İzlanda’da ilk kentleşme döneminde, konut ve ticari binaların yapımında prefabrik malzeme kullanılmıştır ve yüksek eğimli çatılar ile alçak duvarlardan oluşan yapılar inşa edilmiştir. Ticaretin gelişmesiyle birlikte, İzlanda’da 19. yüzyılda inşa edilen yapılarda Danimarka etkisi daha belirgin görülmektedir ve klasik gelenekten, iki katlı ve yüksek duvarlı bir mimariye geçiş yapılmıştır.

İzlanda’da, 20. yüzyıla doğru Norveç ve İsveç mimarilerinin etkisi görülmüştür ve inşa edilen yapılarda daha önce uygulanandan farklı bir tarz kullanılmaya başlanmıştır. İsveç mimari stilinde yapılar daha uzundur, büyük boyutlu kapı ve pencerelerin üzerinde frizler, duvarlarda ise saçaklar bulunmaktadır. İsveç mimari tarzının uygulandığı dönemde, İngiltere’den ithal edilen oluklu demir, İzlandalılar tarafından yorumlanarak farklı tarzda kullanılmıştır ve bu dönemde meydana gelen yangınlardan dolayı kerestenin yapı malzemesi olarak kullanımı yasaklanmış olup büyük ölçüde beton kullanımına başlanmıştır. Betonla yapılan İsveç mimari stilindeki ilk İzlanda yapıları, eski taş yapılara benzemektedir.

İzlanda nüfusunun yaklaşık %93’ü kentsel alanlarda ve şehirlerde yaşamaktadır. İzlanda’nın toplam nüfusu, yaklaşık 300.000 kişidir ve metropol sayılan yerlerde İzlanda hayat koşulları bakımından banliyö hissiyatı vermektedir.

İzlanda’da Modern Mimari Nasıldır?

1930’lu yıllardan itibaren, İzlanda’da işlevsel mimari gelişmeye başlamıştır. Avrupa’da bulunan yapılara benzeyen modern mimari tarz, iç dizaynında İzlanda’nın kendine özgü yorumuyla uygulanmıştır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, İzlanda’da dekoratif özellikleri ile işlevsel tarzdan ayrılan, daha yüksek ve daha büyük yapılar ortaya çıkmıştır. İzlanda’da, 20. yüzyıl boyunca, birçok yerleşim bölgesi yıkılarak işlevsel tarzda yeniden inşa edilmiştir.

Danimarka’nın bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte İzlanda yeni bir mimari stil etkisi altında kalmıştır ve daha önce etkili olan gösterişli tarzın aksine alçak çatılı ve büyük pencereli binalar inşa edilmiştir. İzlanda’da yaygınlaşan yeni modern mimaride, yapıların dış tasarımıyla birlikte iç dizaynına da önem verilmeye başlanmıştır ve böylelikle mobilya endüstrisi de gelişmeye başlamıştır. Modern İzlanda mimarisine yapılan eleştiriler sonrasında, dik eğimli çatılar gibi geleneksel tekniklere geri dönüş yaşanan örnekler bulunmaktadır.

İzlanda Tarihinin İzlanda Mimarisine Etkisi Nasıldır?

İzlanda, Norveç’ten Faroe Adalarına yolculuk eden bir denizcinin keşfi sonrasında yerleşim görmeye başlamıştır ve bu nedenle İzlanda mimarisinde genel olarak İskandinav etkisi söz konusu olmuştur. İzlanda’nın ilk yerleşimcileri olan Vikingler, adada ağaç varlığının kısıtlı olmasından dolayı ve soğuktan korunmak amacıyla çim evler inşa etmiştir.

18. yüzyılda Danimarka makamları için yapılan taş binaların ve Danimarka ile ticaretin serbestleşmesi sonucu yapılan konut ve ticaret yapılarının inşasında, klasik Danimarka yapılarından etkilenilmiştir. 20. yüzyılda, Norveç’in etkisi altında olan İzlanda’ya İsviçre dağ evi tarzı getirilmiştir ve yapılar geçmişte inşa edilen mimari tarzdan farklılaşmıştır.

İzlanda’da, 1930’lu yıllarda Avrupa yapılarına benzeyen işlevselci tarz, genç tasarımcılar tarafından uygulanmıştır. Danimarka’nın bağımsızlığını kazanmasından sonra, İzlanda mimarisinde modernist tarza geçilmiştir ve aynı zamanda İzlanda tarihi binalarını korumaya yönelik çalışmalar yapılmıştır.

İzlanda’daki En Önemli Mimari Eserler Nelerdir?

İzlanda’daki en önemli mimari eserler aşağıda listelenmiştir.

  • Perlan Gözlemevi: Perlan Gözlemevi, İzlanda’nın başkenti Reykjavik’te inşa edilmiş; içerisinde rasathane, restoran, konferans salonu ve eğlence merkezinin bulunduğu çok fonksiyonlu bir yapıdır. Gümüş renkli cam kubbeleri bulunan yapı, jeotermal enerji ile ısıtılmaktadır.
  • Hallgrimur Kilisesi: 1937 yılında mimar Gudjon Samuelsson tarafından tasarlanan kilise, Reykjavik’te bulunmaktadır ve 73 metre yüksekliğindeki görkemli çan kulesiyle başkentin en önemli yapılarından biridir.
  • Smaratorg Binası: İzlanda’daki en yüksek bina olma özelliğini taşıyan Smaratorg, ofis binası olarak kullanılmaktadır. Kopavogur kentinde yer alan yapı, 20 katlıdır ve 77,6 metre yüksekliğindedir.
  • Stykkisholmur Kilisesi: Stykkisholmur şehrinde bulunan kilise, 1980 yılında inşa edilmiştir ve sergilediği farklı mimari tarz ile dikkat çekmektedir.
  • Hodfi Evi: 20. yüzyılın başlarında Fransız balıkçıların sık sık İzlanda kıyılarına gitmeleriyle birlikte, Fransa hükümetinin balıkçılara yardımcı olması için ülkeye gönderdiği konsolosa tahsis edilen Hodfi Evi, dönemin ahşap evleri arasında oldukça dikkat çekici olmuştur.
  • Mavi Göl Kliniği: Grindavik yakınlarında bulunan Mavi Göl Kliniği, İzlanda’nın en ünlü jeotermal spa merkezlerinden biridir. 2006 yılında İskandinav aydınlatma ödülünü kazanan yapı, mimari tarzı ve dış cephesini çevreleyen lav duvarındaki aydınlatma geçişleri ile dikkat çekmektedir.
  • Norveg Kültür Merkezi: 2004 yılında açılan Norveg Kültür Merkezi’nin tasarımında, geçmiş ve geleceğin mimari tekniklerinin birleştirilmesi amaçlanmıştır. Yapının tasarımcısı Gudmundur Jonsson, dış cepheyi tasarlarken modern bir gemiye yaslanan eski bir yelkenli fikrinden yola çıkmıştır. Norveg Kültür Merkezi, 2005 yılında Avrupa Birliği Mies van der Rohe Ödülleri’ne aday gösterilmiştir.
  • Yeni Opera: Reykjavik’te 8.000 metrekarelik bir alanda inşa edilen opera binasının dış tasarımında, mitolojik elf evlerinden ilham alınmıştır ve dış cephe aydınlatmasının renk ve ışığı gün içinde değişmektedir. Operanın üst katı şeffaf olup, 820 seyirci kapasiteli bir konser salonu olarak dizayn edilmiştir.
  • İzlanda Yüksek Mahkemesi: İnşasına 1994 yılında başlanan İzlanda Yüksek Mahkemesi binası, 2.600 metrekarelik alanda kurulmuştur ve üç katlıdır. İzlanda Yüksek Mahkemesi’nin dış cephesi bakır, kesme gabro ve kesme dolerit malzemelerinden yapılmıştır ve dış görünümü çevre binalara uyum sağlaması için bükülmüş, döndürülmüş ve kavis kazandırılmış mimari elemanlara sahiptir.

İzlanda, aktif volkanlar, buz mağaraları, kuzey ışıkları, mavi göl gibi çeşitlilik barındıran doğal yapısı, ilginç mimari tasarımları ve kültürüyle turistlerin dikkatini çekmektedir. Ülkeyi ziyaret etmek isteyenler İzlanda vize istiyor mu sorusunu sormaktadır. İzlanda’ya 90 güne kadar yapılacak olan seyahatlerde Schengen vizesi almak gerekmektedir.

Paylaş: